|
Ahiret Günü Ne
Demektir :
İmanın şartlarından beşincisi "Âhiret
Gününe İnanmaktır." İnsanların ve diğer canlıların bir sonu olduğu
gibi, üzerinde yaşadığımız dünyanın ve bütün evrenin de bir gün sonu
gelecektir. Allah'ın takdir ettiği zaman gelince görevli melek İsrafil,
"Sûr" denilen bir şeye üfürecek ve bundan çıkacak çok müthiş
bir sesin tesiri ile (Allah'ın diledikleri dışında) bütün canlılar
ölecek, yer ve göklerin düzeni bozularak kâinat yeni bir şekil alacaktır.
Kıyamet denilen bu olaydan bir süre geçtikten
sonra Allah'ın emriyle İsrafil, Sûr'a ikinci defa üfürecek ve bütün
canlılar yeniden dirilerek "Mahşer" denilen toplanma yerine
çağrılacaktır. Burada herkes Allah'ın huzuruna çıkarılacak ve dünyada
yaptıklarından sorguya çekilecektir.
İnsan, dünyada ne ekmiş ise ahirette onu
biçecek, İlâhî adalet yerini bulacak ve hiç kimse haksızlığa
uğratılmayacaktır.
Ölüm :
Her insanın dünyada yaşayacağı belirli bir süre
vardır. Bu süre bitince insan ölür. İnsan, beden ve rûhun birleşmesinden
meydana gelen bir varlıktır. Bedenimize canlılık ve hareket veren ruhtur.
Allah'ın takdir ettiği zaman gelince ruh bedenden ayrılır. Ruhun bedenden
ayrılması olayına "ölüm" denir. Ölüm, her insan için takdir
edilmiştir. Bundan kurtuluş yoktur. Bu gerçek Kur'an-ı Kerim'de şöyle
bildiriliyor:
"Her canlı ölümü tadacaktır."
"Nerede olursanız olun, sağlam kaleler
içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir."
Ölüm, yok olmak demek değildir. Geçici olan
dünya hayatından sonsuz olan ahiret hayatına geçiştir. Allah'a karşı
görevini yapanlar için ölüm, daha yüksek hayata kavuşmak için açılan bir
kapıdır.
Kabir :
İnsanın ölümünden, kıyamet günü yeniden
dirilmesine kadar geçecek olan zamana "kabir hayatı"; bu zaman
içinde bulunacağı yere de "kabir" denir. İnsan ölünce bedeni
çürür, toprağa karışır, fakat bedenden ayrılan rûhu ölmez. İnsan kabire
konulunca Münker ve Nekir adındaki melekler tarafından sorguya çekilir.
Sorulara doğru cevap verenler için kabir, bir istirahat yeri; cevap
veremeyenler için ise azâp yeri olacaktır. Peygamberimiz (s.a.s.)
Efendimiz kabrin durumunu şöyle açıklıyor:
"Kabir (kişinin dünyadaki iş ve
davranışlarına göre) ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut cehennem
çukurlarından bir çukurdur."
Kıyamet :
Daha önce de belirttiğimiz gibi, Allah'ın takdir
ettiği zaman gelince, dört büyük melekten biri olan İsrafil'in
"Sûr" denilen bir şeye üfürmesi ile çok korkunç bir ses meydana
gelecek, bu sesin etkisi ile bütün canlılar ölecek, kâinatta önemli değişiklikler
olacaktır.
Kâinatın bugünkü düzeni bozulacak, yer ve gökler
başka şekil alacaktır. İşte bu büyük olaya "kıyamet"
denilmektedir. Kıyametin ne zaman kopacağını yalnız Allah bilir.
Hesap, Mükâfat, Ceza, Cennet, Cehennem :
Yapılan iyiliğe verilen karşılık
"mükâfat"; işlenen kötülüğün karşılığı da "ceza"dır.
İnsanlar bu dünyaya imtihan edilmek üzere gönderilmiş, yapmakla yükümlü
oldukları görevler kendilerine bildirilmiştir.
Allah'ın emirlerini yerine getiren, yasak ettiği
şeylerden sakınan ve insanlara iyilik yapanlar imtihanı kazanmış olacak
ve karşılığında kendilerine büyük mükâfat verilecektir. Herkes dünyada
yaptığının karşılığını ahirette eksiksiz olarak görecektir. Yüce Allah
şöyle buyuruyor:
"Kıyamet günü doğru teraziler kurarız:
hiç bir kimse, hiç bir haksızlığa uğratılmaz."
"Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu
görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür."
Cennet mü'minler için hazırlanmış mükâfat
yeridir.
Cennette, bu dünyada gözlerin görmediği,
kulakların işitmediği ve hiç bir insanın hayalinden geçmeyen nimetler
vardır.
Cennet, insanın kalbinden geçen ve hoşuna giden
her şeyi devamlı olarak bulacağı eşsiz güzeliklerle dolu bir yerdir.
Orada her şey insanın gönlüne göredir, neyi arzu
ederse anında yanında hazır olacaktır.
Cennette, hastalık, korku ve üzüntü yoktur.
Orada insan hep genç yaşta kalacak, ihtiyarlamayacaktır. Cennette hayat
sonsuzdur. Ölüm yoktur. Oraya giren bir daha çıkmayacak, zevk ve safa
içinde sonsuza kadar devam edecektir.
Kur'an-ı Kerim'de bu konuda şöyle buyuruluyor:
"İman edip iyi, yararlı işler yapan
kimseler cennetlik olanlardır; onlar orada ebedî kalacaklardır."
"Orada onlar için diledikleri her şey
var ve yanımızda fazlası da var."
Allah'a karşı görevlerini yapmayan, haramlardan
sakınmayan ve insanlara kötülük edenler bu davranışlarının karşılığı
olarak cehennemde cezalandırılacaktır.
Cehennem, iman etmeyenler ile inandığı halde
günah işleyenlerin ahirette ateşle cezalandırılacakları yerdir.
İnandığı halde, Allah'ın emirlerine uygun
hareket etmeyen, dini görevlerini yerine getirmeyenler, belirli bir süre
cehennemde kalıp cezalarını çektikten sonra çıkacak ve cennete
gireceklerdir. Kâfirler ve münafıklar ise ebedî olarak cehennemde
kalacaklardır.
Kur'an-ı Kerim'de kâfir ve münafıkların durumu
şöyle bildiriliyor:
"İnkâr eden kimseler ve ayetlerimizi
yalan sayanlar cehennemlik olanlardır. Onlar orada temelli
kalacaklardır."
"Doğrusu münafıklar cehennemin en alt
tabakasındadırlar. Onlara yardımcı bulamayacaksın."
Ahiret Gününe İnanmanın Faydaları :
Âhiret gününe inanmak insana sorumluluk duygusu
kazandırır. Sorumluluk duygusu taşıyan bir insan davranışlarına dikkat
eder.
Âhirete inanmak demek; öldükten sonra tekrar
dirileceğimize ve dünyada yaptığımız işlerden Allah'ın huzurunda hesap
vereceğimize, iyilik yapanların mükâfat göreceklerine, kötülük
işleyenlerin cezalandırılacaklarına inanmak demektir. Bu inanç insanı
kötülük yapmaktan sakındırır, iyiliğe ve doğruluğa yönelterek ahlâk ve
fazilet sahibi yapar. Bu inanca sahip insanlardan meydana gelen bir
toplumda hiç kimse başkasına zarar vermez, herkes birbirinin hakkına
saygı gösterir, elinden geldiğince iyilik yapar. Bu davranışlar kişiler
arasında karşılıklı olarak sevgi ve güven duygularını geliştirir.
Âhirete inancı olmayanlar, ölüm anında
gerçekleri görecek ve Allah'ın emirlerini yapmak için dünya hayatına geri
dönmek isteyeceklerdir. Ancak iş işten geçmiş olduğu için bu istek kabul
edilmeyecektir. Bu durum Kur'an-ı Kerim'de şöyle haber veriliyor:
"Onlardan birine ölüm gelince: Rabbim!
Beni geri çevir. Belki yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim,
der."
Âhiret gününe inanmak insanı teselli eder, üzüntüsünü
azaltır.
Şöyle ki:
Dünyada nice iyi insanlar, iyiliklerinin karşılığını görmeden; haksızlığa
uğrayanlar hakkını almadan; nice zâlimler de cezasını çekmeden ölüp
gitmektedirler. Haklı ile haksızın, iyi ile kötünün ayrılacağı ve
herkesin yaptığının tam olarak karşılığını bulacağı gün, ahiret günüdür.
Âhiret gününde ilâhi adalet yerini bulacak;
iyilik yapanlara iyiliklerinin müfkâfatı bol bol verilecek; haksızlığa
uğrayanlar eksiksiz olarak haklarını alacak; zalimlerin yaptığı yanında
kalmayacak, hak ettikleri cezayı bulacaklardır. İşte bu inanç, insana
huzur verir, üzüntülerini azaltır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
"Kıyamet gününde insan dört şeyden sorguya
çekilmedikçe Allah'ın huzurundan ayrılamaz:
– Ömrünü nerede geçirdiğinden,
– Vücudunu nerede yıprattığından,
– Malını nereden kazanıp nereye harcadığından,
– Bildiği ile ne amel ettiğinden"
Yeniden diriliş ile başlayan ve sonsuza kadar
devam edecek olan zamana "Ahiret Günü" denir. İşte, bütün
insanların öldükten sonra yeniden dirilmesine ve ondan sonra devam edecek
olan sonsuz hayata inanmak, imanın en önemli esaslarından biridir.
Kudretine nihayet bulunmayan Yüce Allah için,
gelecekte ahiret hayatını meydana getirmek pek kolay şeydir. Alemleri
yoktan var eden, hele insanları birçok güç ve meziyetlerle yaratıp
kendilerine hayat veren büyük Yaratıcımız için, bütün bu alemleri yok
ettikten sonra tekrar yaratmak zor birşey midir? Bir şeyi önce var eden,
sonra tekrar onu var edemez mi? Bunları tekrar var edemeyen yaratıcı olur
mu? Hayır, Yüce Allah öyle bir büyük yaratıcıdır ki, nice alemleri de
yaratmaya kadirdir. Bir kere astronomi ilmine bakalım: Ucu bucağı olmayan
bir boşlukta dolaşıp duran ve zaman zaman parlayıp sönen yüz binlerce nur
ve ışık alemini bu ihtişamları ile yaratmış olan Allah, ahiret alemini de
yaratmaya kadirdir.
- Allah'a hamdolsun ki, biz müslümanlar, ahiret
gününe, ahiretin sonsuz hayatına, Cennet ve Cehennem'in daha önceden
yaratılmış olduğuna inanıyoruz. İşte bu iman bizi kurtuluşa götürür,
ruhumuzu yükseltir ve bizi mutluluğa kavuşturur. Bu imandan yoksun olmak,
insanı şaşırtıp sapıklığa düşürür, hertürlü fenalığa sürükler ve hem
dünyada ve hem de ahirette yüzü kara eder.
|